26 Temmuz 2009 Pazar

GENÇLİK MUHALEFETİ MARMARA BÖLGESİ YAZ KAMPI BAŞLIYOR

Marmara Bölgesi Gençlik Muhalefeti Yaz Kampı, 27 Temmuz – 3 Ağustos tarihleri arasında Edirne(Keşan) sınırları içinde yer alan Danışment Orman Kampı’nda gerçekleştirilecektir.

Çanakkale, Edirne, İstanbul, İzmit, Bursa, Yalova, Lüleburgaz ve Gebze‘den katılımın sağlanacağı kampta:

Siyaset atölyesi,
Müzik atölyesi,
Sinema atölyesi (Enis Rıza ve ekibinin katılımıyla),
Pankart ve afiş atölyesi,
Halk oyunları ve folklor atölyesi,
Edebiyat atölyesi gibi atölye faaliyetleri örgütlenecektir.

Bununla birlikte turnuva ve yarışmalar da düzenlenecektir. Kampın son günü atölyelerde üretilen çalışmaların bütün kamp alanıyla paylaşılacağı bir şenlik gerçekleştirilecektir. Şenlik; müzik dinletisi, kısa film gösterimi, sergiler, halk oyunları, turnuvaların kazananlarının ilanı ve siyaset atölyesi sonuç metninin sunulmasını içermektedir.

Kamp Programı:

  • 28 Temmuz: Mehmet Ali Yılmaz & Levent Yakış (DEV-GENÇ‘ten Günümüze Devrimci Gençlik Hareketleri)
  • 29 Temmuz: Siyaset Atölyesi (Emperyalizm, Siyasal İslam ve Milliyetçilik Kıskacında Türkiye)
  • 30 Temmuz: Ali Şimşek (Popüler Muhalefet ve Gençlik)
  • 31 Temmuz: Siyaset Atölyesi (Öz-örgütlülük, BGÖ ve Gençlik Muhalefeti)
  • 1 Ağustos: Önder İşleyen (21. yy‘ın Devrimci Hareketinin Yaratılması)
  • 2 Ağustos: Oğuzhan Müftüoğlu (Tarihsel Sürekliliği İçinde "Kesintisiz Devrim" ve Mücadele)

9 Haziran 2009 Salı

Gençlik Muhalefeti Gebze'de Haykırdı: KRİZİN YÜKÜ PATRONLARA


Gençlik Muhalefeti, Pazar günü Gebze'de bölge mitingi düzenledi. İstanbul, Bursa, Kocaeli, Gebze, Trakya ve Ankara'dan gençlerin katıldığı mitinge Eğitim-Sen, Emekli-Sen, MEHA ve Tuzla tersanelerinde çalışan işçiler ve ÖDP destek verdi. Yüzlerce gencin sloganlarıyla başlayan yürüyüş, meydanda toplandı. Miting, İstanbul Gençlik Muhalefeti, Liseli Gençlik Muhalefeti, MEHA ve ÖDP adına yapılan konuşmaların ardından müzik dinletisi ve halaylarla son buldu.

‘Kriz Büyüyor Kapitalizm Çöküyor DEVRİM HEMEN ŞİMDİ‘ pankartının taşındığı yürüyüş boyunca, ‘Üreten Biziz Yöneten De Biz Olacağız‘, ‘Söz Yetki Karar İktidar Halka‘, ‘Krizin Yükü Patronlara‘, ‘Parasız Eğitim Parasız Sağlık‘, ‘İsyanımız Başka Bir Dünya İçin‘, ‘Tek Yol Devrim‘, ‘Mahirlerden Özence Selam Olsun Dev-Genç‘e‘ sloganları atıldı.

Kortejlerin alana girişi sırasında polisin bir kişiyi göz altına almaya çalışması üzerine kısa süreli bir arbede yaşanırken, Muhalefet, ‘Baskılar Bizi Yıldıramaz‘ sloganları ve DEV-GENÇ marşı ile alana girdi.

Mitingde, Gençlik Muhalefeti adına bir konuşma yapan Altuğ Akbaş, AKP iktidarının emekçilerinin alın teriyle üretilmiş değerleri patronlara peşkeş çektiğini, emperyalizme bağımlılığın en ileri örneklerini sergileyerek ülkeyi kriz bataklığına sürüklendiğini ifade ederek, gençlere birleşelim çağrısı yaparak şunları kaydetti, "Gençlik Muhalefeti ülkesine geleceğine kaderine sahip çıkma çağrısını yükseltiyor. Krize, geleceksizleştirmeye, ÖSS‘ye ve düzenin cümle saldırılarına karşı gençliğin öfkesini haykırmak için bir çağrı yapıyoruz. Gençliği sokağa, eşit özgür demokratik bir Türkiye mücadelesine omuz vermeye davet ediyoruz."

Mitinge destek veren ÖDP adına konuşma yapan PM üyesi Önder İşleyen, ÖDP‘nin gençlerin, işçilerin, emekçilerin, işsizlerin mücadelesiyle omuz omuza olmaya devam edeceğini, alanları doldurmaya başlayan devrimci genç kuşağın ülkenin olduğu gibi solun da geleceği olduğunu ifade ederek şunları kaydetti:"Yazın bu kavurucu sıcağında, sınavların, ÖSS belasının altında kapı kapı, sokak sokak gezerek krize karşı söz alan gençler, bu ülkenin son umududur. Zenginler, patronlar bir araya gelip ‘Krize çare var, Pazara Çık‘ diye kampanyalar başlatıyor. Başbakan, ‘kimse kusura bakmasın halkın parası var‘ diyor. Doğrudur, parası olanlar var ama onlar Başbakanın eşi, dostu, ihale verdikleri, yolsuzluklarla palazlandırdıklarıdır. Emekçilerin, gençlerin, işsizlerin, işçilerin parası yok çünkü bir avuç zengin var, çünkü siz varsınız. Burada bir direnişin ilk adımı başlatılıyor ve durmayacak bu direniş. Gökyüzü ve yeryüzü şahit olsun ki, biz neredeysek orada direniş meydanı olacak, biz neredeysek orada isyan ateşi olacak. Yeryüzü aşkın yüzü olana dek direneceğiz. İki üç daha fazla direniş daha fazla muhalefet!"

3 Haziran 2009 Çarşamba

MUHALEFET, KRİZE KARŞI BÖLGE MİTİNGİ DÜZENLİYOR


GENÇLİK MUHALEFETİ, krize, işsizliğe ve yoksulluğa karşı Marmara Bölge Mitingi düzenliyor. 7 Haziran'da Gebze'de gerçekleşecek miting için, Muhalefet'in üniversiteleden, liselerden, mahallelerden direniş yürüyüşü başladı.



Kapitalizmin 30 yıllık sömürü modeli dünyanın gözleri önünde çöküyor. Toplumsal hayatın ve ekonominin patronları tarihin en büyük mali krizi karşısında topyekûn bir iflasa sürükleniyor. Dev şirketler peşi sıra devrilirken, para babaları bir bir intihar ediyor! Rüya kentleri, ihtişamlı alış veriş merkezleri, lüks yaşam tarzı ve markalarıyla "benzersiz" denilen sistem, kokuşmuş toplumsal ilişkileriyle dünyayı bir bataklığa çeviriyor.

Bize tarihin sonu geldi diyenler; başka bir dünyanın mümkün olmadığını söyleyenler, "halkların kurtuluşunun, refahın ve özgürlüğün tek yolu kapitalist küreselleşmedir" diye vaaz edenler bugün kriz içinde bir mahvoluşa sürükleniyor. Gün geçtikçe yaygınlaşan yoksulluk ve işsizlik, zengin ve yoksul arasındaki gelir adaletsizliğinin artması insanların hayata dair umutlarını yok ediyor. Savaş, işgal ve etnik çatışmalarla halkların birbirine düşman hale getirilmesi, ekolojik dengenin alt üst edilerek dünyanın topyekûn bir yok oluşa terk edilmesi bu emperyalist saldırının bilançosunu ifade ediyor.

Kendi suretinden bir dünya yaratan sermaye, krizden çıkabilmek için emekçi halka yönelik saldırılarını arttırıyor. Her gün biraz daha kötüye giden ekonomi, hayat pahalılığı ve yoksulluk karşısında nefes almakta zorlanan emekçiler, ellerinde uzadıkça uzayan borç listeleriyle yarınından kuşku duyuyor. Hastane kapısından kovulan yaralı çocuklar, hastasına ilaç alamayanlar, kayıt parası bulamadığından çocuğunu okula yazdıramayanlar, işsizlikten hayatına son vermek isteyenler, geçim derdiyle fabrikalarda, tersanelerde can verenler artık gazetelerde haber niteliği bile taşımıyor. Dizilerden siyasete kadar şiddete gömülen bir toplumda; dayak yiyen kadınlar, kaçak çalıştırılan çocuklar, devletle iç içe geçmiş çeteler, işkenceler, yargısız infazlar günlük yaşamın bir parçası olarak kabul ediliyor. Yolsuzluklar, toplumu cemaat ağlarıyla kuşatan gericiler, kendi halkına biber gazını, polis copunu reva gören ama IMF‘nin, NATO‘nun karşısında el pençe divan duran iktidarlar "başımızdayken" bize susmamız emrediliyor.

AKP iktidarı emekçilerin alınteriyle üretilmiş değerleri patronlara peşkeş çekiyor ve emperyalizme bağımlılığın en ileri örneklerini sergileyerek ülkeyi kriz bataklığının dibine çökertiyor. Kendisini destekleyen tarikat-cemaat bağlantılarının önüne bu dünyada bir cennet sunarak, gericilik tohumlarını ülke geneline yayıyor. Zaten çürük işleyen sosyal devleti tamamen tahrip eden AKP, eğitim ve sağlığı özelleştirerek, cemaat hastaneleri, yurtları, okulları açıyor. Gençleri ekonomik olarak sömürürken ideolojik olarak da ilerici, yurtsever değerlerden mahrum bırakıyor.

Bu devran böyle devam edemez! İşte tam da bitti deniyorken, yolların ve yolculukların tükendiği söyleniyorken; şimdi kula kulluk etmeye dur demenin; bu sömürü düzeninin tekerine çomak sokmanın vaktidir! Emekçi halkımız onca yoksulluğun ve yoksunluğun içinde kıvranırken daha neyi beklememiz gerekmektedir?

Gün vicdanımıza sahip çıkmanın, cesaretimize sarılmanın günüdür!

GENÇLİK MUHALEFETİ ülkesine geleceğine kaderine sahip çıkma çağrısını yükseltiyor.

Krize, geleceksizleştirmeye, ÖSS‘ye ve düzenin cümle saldırılarına karşı gençliğin öfkesini haykırmak için bir çağrı yapıyoruz.

Gençliği sokağa, eşit özgür demokratik bir Türkiye mücadelesine omuz vermeye davet ediyoruz.

KRİZE

GELECEKSİZLEŞTİRMEYE

ÖSS‘YE

AKP‘YE FERMAN YAZIYORUZ!

ASIL BİZ SİZİN KRİZİNİZ OLACAĞIZ!

GENÇLİK MUHALEFETİ MARMARA BÖLGE MİTİNGİ

7 Haziran 2009 Pazar

GEBZE

8 Mayıs 2009 Cuma

Deniz'lerin Dalgası Durulmaz!


Elbette, Türkiye‘de de en uzun koşuysa devrim, O onun en güzel yüz metresini koştu, acıyorsam sana anam avradım olsun, ama sana aşk olsun çocuk aşk olsun" diye yazmıştı Can Yücel, Denizlerin ardından. Bu 6 Mayıs'ta (hergün yaptığımız gibi) bizde İzmit Gençlik Muhalefeti olarak sel olup Deniz‘lere aktık, onlara koştuk devrime koşar gibi. Deniz‘lere yürümek, onların yarattığı devrimci mirasa sahip çıkmak ülkenin karanlığına ve sömürüye isyan etmektir.

Yıllardır Deniz‘i devrimci geleneğin dışında anlamlandırmak isteyenler, son yıllarda onların mücadelesini karalamaya çalışanlara yanıtı bugün binlerce gencecik yürek tüm Türkiye'den yanıt verdik. ‘Bizim Deniz‘e‘ yürüdük, olanca coşkumuzla, kararlılığımızla, düzene meydan okuyarak yürüdük.

Onların sesi mücadelemizde yankılanmaya devam ediyor, Deniz Gezmiş‘in idam sehpasından geleceğe seslenişiyle yürüyoruz, " Yaşasın tam bağımsız Türkiye. Yaşasın Marksizm-Leninizm yüce ideolojisi. Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği. Yaşasın işçiler, köylüler. Kahrolsun emparyalizm."

23 Nisan 2009 Perşembe

YOKSULLUK VE AÇLIK DÜZENİNİN ASIL KRİZİ BİZ OLALIM


Ülkemiz ve tüm dünya ekonomik bir krizle çalkalanıyor. Krizi yaratan dev sirketler çöküyor,
düzenin bütün pislikleri ortaya saçılıyor. Tüm zamanların en büyük adaletsizliği olan kapitalizm yarattığı
bütün esitsizlikler, çirkinliklerle birlikte yerle bir olmaya doğru adım adım ilerliyor.
Tüm dünya kapitalizmin geleceği olup olmadığını konusa dursun, emek sömürüsünü ve zalim
yoksulluk düzenini en büyük değer olarak belleyen düzenin ağa babaları yaptıkları toplantılarda kendi
yarattıkları krizden çıkısın reçetesini yine kendi bildikleri dilden hazırlıyorlar. Son yapılan G-20
toplantısından içinde yasadığımız sömürü düzenin simge kurumlarından ĐMF bütçesinin 2 ya da 3 kata
kadar çıkarılması kararı çıktı.
IMF’nin ve IMF güdümlü politikaların bugüne kadar yarattığı acı sonuçlar bütün dünya
coğrafyasında, en çarpıcı sonuçlarıyla da ülkemizde yasandı. Halkımızı ve tüm dünya halklarını
kölelestiren, verdiği kredilerle kendisine tâbi kılan, sömürgelestiren bu kurum ve çıkarlarına hizmet ettiği
merkezler bugüne kadar hep yoksulların sırtından alınan vergilerle, milyonlarca insanın düsük ücrete tâbi
çalıstırılmasıyla, rekor issizlik rakamlarıyla kendi kaynaklarını, zenginliklerini büyüttüler. O kadar
büyüttüler ki, yedikleri, içtiklerinin verdiği siskinlikten simdi patlama noktasına geldiler. Yasadığımız son
krizle birlikte de nihayet patladılar.
Onların ve bu ülkede en güvendikleri kurum olan AKP’nin politikalarına güvenmemizi, kendimizi
bu karanlık dehlizin içinde AKP’nin kollarına bırakmamızı istiyorlar simdi de. Yine ve yeni IMF
politikalarıyla, zaten genç kusakları borçlu doğan bir ülkenin tarihini ve kaderini ebediyen karartmak
istiyorlar. Đste son 4 aydaki issizlik rakamları ortada. Her gün onlarca insanımız, yoksul halkımız issiz
kalıyor ve cinnet noktasına sürükleniyor. Zaten karnını doyurmakta zorlanan, bir parça ekmeğe muhtaç
edilip, çamasır makinası, buzdolabı gibi sadakalarla gözü boyanmaya çalısılan toplumumuz daha da aç,
daha da yoksul, daha da çaresiz kılınmak için, issiz bırakılarak zenginlerin borç yükünü çekmesi için yeni
ekonomik programlara zorlanıyor.
Oysa ki, krizden çıkısın yolu açıktır; var olan kaynaklar, esas ihtiyaç duyanlara, yoksullara, isçilere,
issizlere, emekçilere aktarılmalıdır. Esas ihtiyaç duyanlara akıtılmalıdır ki; insanlarımız ihtiyaçlarını
karsılayabilsinler, ekonomi canlanacaksa da buradan canlansın. Kaynaklar ihtiyaç sahiplerine ve gerçek
hak edenlere aktarılmalıdır, çünkü üstümüze çöken bu krizin yükünü en çok çekenler bu toplumun en
altında yasayanlar; emekçi halkımız, gençler, kadınlar ve çocuklardır. Bu krizi yaratanların kendilerini
kurtardığı, onlar dısındaki herkesin bu sömürü düzeninin çarklarında harcandığı bir yol esitsizlikleri,
haksızlıkları ortadan kaldırmaz, kaldıramaz.
Bizler, ülkesine sahip çıkan gençler olarak bu krizin yarattığı etkilerin basta gençler olmak üzere
tüm yoksul halkımızın sırtına yıkılmasının önüne geçerek sokaklarımızda, mahallelerimizde, okullarımızda
mücadele yürüteceğiz. Düzenin ağa babalarının kendi varlıklarını büyütmesine, ülkemizi olduğundan daha
karanlık bir ülkeye çevirmesine itiraz edeceğiz. Bu mücadele hepimizindir ve ancak birlikte olursak bu
sömürü çarkını tersine çevirebiliriz. Simdi, sistemin bütün zaaflarıyla, patlaklarıyla uğrasmanın, onun asıl
krizi olmanın tam zamanıdır.
1 MAYIS’TA AKP’NİN KRİZİ OLALIM
1 MAYIS’TA ALANLARDAYIZ …
FERMAN DA BİZİM SOKAKLAR DA !!!
Gençlik Muhalefeti

1 Mayıs'ta Taksimdeyiz



1 Mayıs'ta Taksimdeyiz

DOĞRULARI SÖYLEMEK

Doğruları söylemek demokrasinin ve hukuk devletinin olmadığı yerlerde zor. Hele insan hakları, o yerde, onun bunun itmesi ve kakması ile kabul ediliyormuş gibi yapılıyorsa, hakiki muhalefet yapmak iyice zor. AKP’nin iktidar olmasının hemen ardından yazmıştım: Şimdi bu “eski mağdurlar”, ‘muhalefet yapmaya soyunuyormuş gibi’ yapıp kapalı AKP destekçileri olacak diye.
Önümüzdeki manzara da bu: O demokrasisizlikten ve insan hakları eksikliğinden en çok çekmiş, o hukuk devletinin yokluğundan en fazla mağdur olmuş ve şikayet etmiş solcu, liberal, entelektüel kalem ve diller iktidarı paylaşmak için AKP yandaşlığı yapıyorlar. “Eski solcu” diyebileceğimiz bu grup aynen daha önce de öngördüğüm gibi, hem iktidar kekini yemek hem de eski muhalif kimliklerinin hala geçerli olduğunun kabulünü istiyorlar. Pastayı yerseniz, biter. Hem pastayı yiyeyim ama hem de pastam olsun mümkün mü?
Bu “eski solcular” bu durumun bakan her göz tarafından görülmesinden rahatsız. Kimisi iyice azıtmış durumda; entelektüelliğin bir numaralı olmazı olan “sabit fikire” saplanmış, “Darbeden yana mısın, değil misin?...Yok ‘darbeye karşıyım’ diyorsan, o zaman Ergenekon’u niye savunduğunu, dilini kulağından çıkarıp açıkça anlat” diye yazıyor. George W. Bush da “Bizden değilseniz, teröristlerden yanasınız” diyordu! Bölünmüş ve zayıf olsa da Türkiye’deki solun, hele bu gazetenin, bu konuda hiçbir kompleksi olamaz. Bırakın Türkiye’nin yakın tarihinde, solcuların darbelerin bir numaralı hedefi olmasını, BirGün, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ’un son basın toplantısına davet etmediği iki gazeteden biri. Neden acaba?
Tarikata girilmez biat edilir. Orduda da “emir komuta” zinciri vardır. Nasıl emir komuta zincirinden demokrasi, insan hakları, hukuk devleti çıkmazsa; biat kültüründen de demokrasi, insan hakları, hukuk devleti çıkamaz. Bunlar eşyanın tabiatına aykırı şeyler. Yoksa siz sevgili “eski solcular”, AKP’nin bir tarikatlar koalisyonu olduğundan şüphe mi ediyorsunuz? Türkiye gibi bir ülke, eğer hakikaten bu medeni değerlere sahip olabilecekse, bu ancak bir yandan darbeleri artık imkansız hale getirirken, diğer yandan da tarikatların tamamen iktidardan uzaklaştırılmaları ve “demokrasi ve insan haklarını” içlerine sindirmeleri ile mümkün olabilir. Burada da, şu anda Türkiye’de olduğu gibi, hukukun büyük bir sınav vermesi gerekiyor. Yoksa gözünüzden mi kaçtı: Tam seçim öncesi büyük bir ihtimalle ucu tarikatlara ve bu hükümete de dokunacak olan, “Deniz Feneri Davasını” konuşmayı bile yasaklayan hukukçularımız, dalga dalga “Ergenekon” mücadelesi veriyor! Deniz feneri hala karanlık. Nerede o Ergenekon’un üzerine giden yiğit savcılarınız? Sizler bu soruları niye sormuyorsunuz?
Sayın “eski solcular”, bu günlerde birçoğunuz yazarımız Hrant Dink’e sahip çıkıyor görünüyorsunuz. İyi hoş da, Hrant sağken neden Türk Basınının trajı yüksek bir gazetesinde, sizler gibi yazamadı diye soranınız yok! Başbakanlık Teftiş Kurulu Raporu’nda gerek Trabzon İl Emniyet Müdürü’nün, gerekse de İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nce Hrant’ın katline giden yolda bu kurum ve şahısların ihmalleri sıralanıyor. AKP iktidarı, bu iki kurumdan hangisine veya bu kurumlardaki ihmallerin sorumlularından kime hesap sordu? Neden sizler bu konunun üzerine Ergenekon Davası’nın üzerine gittiğinizin onda biri kadar bile gitmiyorsunuz? İstanbul Emniyet Müdürü ve Valisi hâlâ aynı kişiler ve 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmaması için hükümetin kullanacağı maşaların yine bu insanlar olacağı belli değil mi? Benim için zurnanın tam da zırt dediği nokta burası! Kendi içinde demokrasiyi, insan haklarını (hepsi, homofobi de dahil) halledememiş, sadece çoğunluğun ve iktidarın değil, azınlığın da sesi olabilmeyi başaramamış herhangi bir basın organından demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü dersleri dinlemek; vaaz dinlemek gibi geliyor. Sahibinin sesi gibi. Ergenekon’un önemini vurgulamak için sık sık “faili meçhul cinayetlerden” bahsediyorsunuz. Türkiye’de orana vurduğunuz zaman, en yüksek “faili meçhul cinayetler” travesti, transseksüel ve gey camiasından. Bırakın polisi sorgulamayı, bu cinayetleri haber bile yapmıyorsunuz. Neden acaba?
Daha geçen gün, evimin sokağının iki yanı polis tarafından tutuldu. Bizim kapının karşısındaki hukuk bürosunda arama varmış. Geçen dönem üniversitede öğrencim olan Avukat Ebru Günay, tutuklanıp Diyarbakır’a götürülmüş. Bu genç ve parlak insanın suçunun ne olduğunu ve başına neler geldiğini öğrenemedim. “Eski solcular”, sormuyor, soramıyor; “Kürtleri hedef alan bu kampanya ‘tarikatlar koalisyonunun’ Güney Doğu’daki son seçim yenilgisinin hemen ardından geldi. Bu nasıl bir tesadüftür?” diye. Şu soruyu sormaya da hakkım var: Diyelim ki her şeye gözümüzü kapadık, Ergenekon’a biat ettik ve sizlerin yukarıdan yukarıdan “her şey bir yana bırakılıp Ergenekon’a angaje olunacak” emirlerinize uyduk ve de Türkiye’de darbeler dönemi kapandı. (Dikkat, bu cümlede çok “bile” var.) Bu “tarikatlar koalisyonu” mu ülkeye insan haklarını, hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi getirecek? Bunun 70’lerdeki “proleteryanın diktatörlüğü” ile halk kurtulacak disturunun basitliğinden ne farkı var?
Sizlerin böyle büyük bir ‘Ergenekon mücadelesi’ vermesine ne gerek var? Dinci basının gazete ve televizyonları bangır bangır bağırıyor zaten. Daha geçen gün kulaklarımla dinci bir TV istasyonunda duydum: Ergenekon davasında suçlananların, suçlu olduğunu söyleyemediğimiz kadar suçsuz olduklarını da söyleyemezmişiz! Bu basit mantık kurnazlığı sizin hukuk anlayışınıza uygun düşebilir ama ben bir hukuk devletinde, ispat edilip mahkeme kararıyla tescil edilene kadar her suçlananın suçsuz kabul edilmesi gerektiğini biliyorum. Bu hukuk düzeni sizlere lazım olmayacaksa bile bir gün bana lazım olabilir.
Eski muhalif kimliklerinizin şanından hala faydalanabilmek için bazılarınız, “AKP’ye destek verdiğimin söylenmesinden çok üzülüyorum ama ülkeyi vesayet demokrasisinden kurtarmak için gerekirse şeytanla bile işbirliği yaparım” gibi laflar ediyormuşsunuz. Doğruları dengeli söylemenin bu kadar zor olduğu bir dönemde üzülmek işe yaramıyor. Olabilir, sizler soldan ümidinizi kesmiş olabilirsiniz; modası geçmiş olduğu için emekçiye, işsize, ezilene destek olacağınıza, sadece Ergenekon mücadelesinde gazi olmayı yeğlemiş olabilirsiniz. Kemoterapiden bitkin, Ergenekon demokratik mücadelesi sayesinde “lezbiyenlik ve Hristiyanlık suçlarını da” işlediğini öğrenmiş bulunduğumuz, Türkan Saylan bile hınzır hınzır hasta yatağından “sağlığı el verirse 1 Mayıs’ta” işçilerle Taksim’de olacağının sözünü verebiliyor! Sizlerden çıt yok; 1 Mayıs; Taksim ajandanızda değil. Ülkenin en büyük sermaye gruplarından birinin başındaki Güler Sabancı bile “4 gençten biri işsiz. Bu aileler için bir dram, memleket için ise inanılmaz bir kayıptır” diyorken, sizi bu sorunlar pek ırgalamıyor. İktidar, kötüden berbata doğru gidiyorsa bile sizler AKP tenkitlerinizde ölçülü olmaya devam edin. Ülkeyi kurtaracak Ergenekon mücadelesi var ya!
Ah “eski solcular”, sizler bir zamanlar bu solu ne kadar anlamadan, içinize sindirmeden desteklemişsiniz, solcu olmuşsunuz? Ama her türlü zayıflığına rağmen hala geçerli bir dünya görüşü olarak, cılız da olsa sesi çıkan sola saldırmayın lütfen. Dünya tarihi bize demokrasi, hukuk devleti ve insan haklarının her zaman iki büyük düşmanı oduğunu gösteriyor: Militarizm ve dincilik. Sizlerin bu sadece tek yönlü gazanıza yapabileceğimiz bir şey yok. Sadece lütfen 2011’de, bilemedin 2015’de AKP iktidardan düşünce “ne muhaliftik ama, ne şanlı demokrasi mücadelesi verdik ama” demeyin yeter.
Doğru hatırlıyorsam; “Türkiye halkları”, ilk defa 60’lı yıllarda, ben henüz lise öğrencisi iken Türkiye İşçi Partisi’nin organize ettiği “Doğu Mitinglerinde” dile getirilmeye başlanmıştı. Şimdi Genelkurmay Başkanı “Türkiye halkı” dedi diye sağcılar ve “eski solcular” elbirliği içinde mutlu ve memnunlar. Her ne kadar ordunun komuta kadrosu sonradan bu tanım “yanlış anlaşıldı” diye geri adım atmaya çalışsa bile, davet edildikleri salonda, yanyana kuzu kuzu paşalarını dinlemiş bu koalisyon “tarikatlar koalisyonu hükümetle”, ordunun artık bir ahenk içinde çalışıp Türkiye’nin önünü açacağı beklentisi içinde! “Bu iki yumurtadan bir omlet bile çıkmaz” diyen sola öfkeliler! Bu ülkeye hukuk devleti, insan hakları, demokrasi gelecekse, nasıl sorunlu bir süreçten geçtiğini gördüğümüz Ergenekon’la gelmeyecek. “Deniz Feneri” yok amenezyasıyla gelmeyecek. Solun özeleştiri yaparak yeniden bir güç olarak organize olabilmesi ve diğer ezilenlerle ortak mücadelesi sonucunda gelecek. Bu değerlere cidden inananlara, içinde bulunduğumuz ortamda düşense 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmasını desteklemek, Türkiye’de çok cılız olan sendikaları, sivil toplum kuruluş ve kampanyalarını (Çocuklar İçin Adalet İstiyoruz, Lamda, KAOS, Mor El, Pembe Çatı, Amargi, Greenpeace, Mor Çatı gibi) güçlendirmek. Tabii bunların ve bu gibi organizasyonların iktidarla yakından uzaktan ilişkisi yok. Bunların sesi soluğu olmaya çalışmak insana bir güç vermez, hatta sık sık “tarikatlar koalisyonu” ile karşı karşıya getirir!
İktidar sizlere korumalar veriyor, gazetelerinizin ayakta durmasına yardımcı oluyor, televizyon ekranlarımızda sizleri dincilerin alternatifiymişsiniz gibi devamlı karşımıza çıkarıyor. Hele bu gazeteye hiç saldırmayın. Zaten parayı bastırıp istediğinizi transfer edip yazarınız yapıyorsunuz. Daha ne istiyorsunuz? Bu gazetenin sayıları zaten 5000’i zar zor geçen okuyucularına mı göz diktiniz? Bütün arkadaşlarım küsse de, Türkiye’de başka hiçbir gazetede yazamasam da, bu gazete ayakta durdukça doğru bildiğimi yazmaya devam edeceğim. Sizlerin de gazası mübarek olsun!

16 Nisan 2009 Perşembe

İtalya'da bir komün

Ursula K. Le Guin’in Mülksüzler (The Dispossessed, 1974) kitabını okuduğumda çok etkilenmiş, mülkiyetin, işbölümünün ortadan kalktığı, insani tüm ilişkilerin (kadın-erkek, anne/baba-çocuk) yeniden tanımlandığı yepyeni bir dünyayı tasvir eden bu ütopyanın içinde kaybolmuştum. Seattle’da başlayıp Dünya Sosyal Forumu ile kurumsallık da kazanan küreselleşme karşıtı hareketin ana sloganı: “Başka Bir Dünya Mümkün” idi, işte tam da bu ütopyada, o başka dünyanın tutamakları vardı. Geçtiğimiz haftasonu İtalya’nın Toscana bölgesinde bir komüne misafir oldum, gördüklerimi, komünün işleyişini sizlerle paylaşmak istiyorum.

68 kuşağının, Avrupa’da sessiz bir kültürel devrime sebep olduğu söylenir. Hem Mülksüzler romanı hem de bahsedeceğim komün tecrübesi (ve Avrupa’da halen pek çoğu bulunan onlarcası) bu kültürel ve politik iklimin sonucunda ortaya çıkmışlar. 1979 yılında, 14 genç insan, 11 çocukları ile varlarını yoklarını satarak, birleştirdikleri para ile Siena’nın yakınlarında bir arazi satın alıp, orada başka bir yaşamı kurmaya girişiyorlar.

Komünün ilk gününden beri yürürlükte olan belli başlı prensipleri var. Bunlardan ilki komün içi yaşantıda bir otoritenin/hiyerarşinin yer almaması. Yaşa, komün tecrübesine ya da bir seçime göre iktidar tanımlanmıyor. İkincisi tüm kararların konsensüs ile alınması, ortaklaşmadan karar uygulanmıyor. Üçüncüsü ise, komün içinde hiçbir mülkün birisine ait olmaması, her mülk herkesin ortak mülkiyeti.

Komünde küçücük çocuklar dahil, her bireyin odası mevcut, evli/sevgili çiftlerin de ayrı odaları var, zira ilişkinin bitme olasılığına karşı bireyleri ve komünle ilişkilerini korumak için, bireye de ayrıca yaşam alanı yaratmak için böyle bir karar vermişler.

Komünde yaşayan 18 yetişkinden 10’u dışarıda, sekizi ise komün içinde çalışıyor. Örneğin bizimle ilgilenen Alfredo, 20 yıllık bir öğretmen. Komün içinde çalışan kişilerin belli sorumlulukları var, kimisi hayvanlardan, kimisi de tarım ya da komün içi atölye işlerinden sorumlu. Dışarıda çalışanlar ise belli bir sıra ile tüm bu işlere yardımcı oluyorlar, işbölümünü ortadan kaldırmak için herkesin her işle ilgilenmesi sağlanıyor, temizlik, yemek yapma, süt sağma vb. işler belli bir sıra ile yapılıyor, bunlar belirlenirken de herkes kolektif bir bilinçle hareket ediyor ve kimse kimseye görevini/sorumluluğunu hatırlatmıyor.

Komünün sahip olduğu çiftlik hayvanları et ve süt ihtiyacını karşılıyor, buna ek olarak kendi şaraplarını da kendileri üretiyorlar. Öte yandan, 3.2 hektarlık arazilerinde yaptıkları ekolojik üretimle de komün ekonomisine katkıda bulunuyorlar. Küresel ekolojik köy ağının da üyesi olan komünde (http://www.gen.ecovillage.org/) üretilen ürünler bir aracıya ve süpermarkete satılmadan, doğrudan komüne gelenlere satılıyor. Bal üretimi için arazinin bir kısmında arı yetiştiriyorlar.

Mülk ortak

Peki ama dışarıda çalışanların maaşları ne oluyor? Komünde mülk/para/banka cüzdanı yok, dolayısıyla herkes maaşını komün bütçesine vermekle yükümlü, bu bütçeden her bireye aylık 165 avro cep harçlığı veriliyor. Peki ama yazın tatile gitmek isterse birisi diye sorduğumda, her bireyin 900 avroluk bir tatil bütçesine sahip olduğu ve yılda bir ay tatil yapma izni olduğunu söylüyorlar. Komünün sahip olduğu traktörler, bilgisayarlar, arabalar herkesin ortak mülkü, isteyen kullanabiliyor.

Geçen ay itibarıyla büyük bir yatırım yaparak, güneş enerjisinden elektrik üreten sistemi kurmuşlar, 40 bin avroya malolan sistemin, 10 yıl içinde maliyetini çıkaracağını hesaplamışlar, hem doğayla barışık hem de dışardan bağımsızlaştırıcı bir adım.

Komünde doğup büyüyen çocukların aileleri ile ilişkileri klasik ailelerde olduğu gibi değil. Çocuk, biyolojik annesini, babasını bilmekle birlikte herkes kendisinden sorumlu ve çocuklara dair kararlar (son söz anne/babanın olması kaydıyla) ortaklaşa alınıyor. Tahmin edileceği üzere komünde yaşayan çocuklar, gerçek yaşam içinde zorluk çekiyorlar ama yetişkinler onları sahip oldukları değerleri (paylaşım, sorumluluk, dayanışma) yaymak konusunda cesaretlendiriyor.

Alfredo asıl özeni, ortak yaşam alanlarına gösterdiklerini söyledi, koskocaman bir mutfak, ağaçlarla dolu bahçeleri ve avluları, büyükçe bir müzik ve dans salonları var. Başka başka diyarların danslarını öğreniyorlarmış, ben gittiğimde tahtada “Turchia: Kara Uzum Habbesi” vardı. Balkanlar ve Türkiye danslarına başlamışlar bu dönem.

Bütün bu sohbet ve gezi boyunca kendimi başka bir dünyada hissettim, açan papatyaların, güzel bahar güneşinin ve de komünistlerin tebessümleri ile mülksüz bir dünyada Ursula’nın Anarres’ini hatırladım. Türkiye’nin uzaklarında bir yerde Şeyh Bedreddin’in yüzlerce yıl önce söylediği sözler gerçek olmuş:
‘yarin yanağından gayrı , her yerde, her şeyde, hep beraber’.

(12 Nisan 2009 tarihli Radikal 2'de yayınlandı)
Yazar:Emrah Altındiş

12 Nisan 2009 Pazar

New York'ta öğrenciler kampüs işgal etti

New York'ta öğrenciler kampüs işgal etti
ABD’nin New York kentindeki New School Üniversitesi’nin rektörünün istifa etmesini isteyen öğrenciler kampüs binasını kısa süre işgal etti.

Eski Nebraska valisi ve senatör olan rektör Bob Kerrey’in (yanda) gitmesini isteyen öğrenciler dün üniversitenin Manhattan’daki binasına girerek kapıları kilitledi. Öğrenciler, üniversitenin bütçesi ve yönetimi konularında da bazı taleplerde bulundu.
Öğrencilerin yaklaşık 5 saat süren eylemi, polisin binanın kilitlerini kırarak içeri girmesiyle sona erdi. Binanın dışında bekleyen protestocularla da polis arasında çatışma çıktığı kaydedildi.
Polisin 22 öğrenciyi gözaltına aldığı belirtildi. Rektör Kerrey’nin doktora derecesinin olmamasının ve 2002’de öğrencilerle yapılan bir panelde Irak lideri Saddam Hüseyin’in devrilmesini desteklemesinin sol eğilimli üniversitede birçok öğrenciyi rahatsız ettiği belirtiliyor.

Amerikalı sosyalizme meylediyor

Haber Radikal Gazetesinden alınmıştır. Her Türlü yalakalıkları onlara aittir.

Saygın araştırma kuruluşu Rasmussen Reports'un son anketi 32 milyon kişinin gıda kuponlarıyla yaşadığı Amerika'da gençlerin artık 'sosyalizm kapitalizmden daha iyidir' diye düşünmeye başladığını ortaya koydu. Soğuk Savaş'ı yaşamış eski kuşak ise serbest girişimci


WASHINGTON - Küresel kriz nedeniyle ABD’de hayatları gıda kuponuna bağlı insan sayısı 32 milyonu aşarken Amerikan rüyasında kapitalizm giderek kayboluyor.
Amerikan kamuoyu araştırma şirketi Rasmussen Reports’un son anketi, Amerikalılar arasında sosyalizme umut bağlayanların oranının şaşırtıcı boyutlara ulaştığını ortaya koydu. Ankete göre ‘kapitalizm sosyalizmden daha iyidir’ diyenlerin oranı yüzde 53 olarak tespit edilirken, yüzde 20’lik kesim isetam tersini düşünüyor.

Yüzde 37’ye yüzde 33
Yüzde 27’lik oran tercih yapmakta zorlanırken sosyalizme inananların oranı gençler arasında neredeyse ikiye katlanıyor. 30 yaşın altındakilerin yüzde 37’si kapitalizmi tercih ederken, yüzde 33 sosyalizmden yana. Gençlerin yüzde 30’u da kararsız. Hür teşebbüsten yana meyleden 30-40 yaş arasındakilerin yüzde 49’u ‘kapitalizm’ derken yüzde 26’sı sosyalizmin en iyisi olduğu fikrinde. Soğuk Savaşı yaşamış 40 yaşın üzerindekiler ise kapitalizme güçlü şekilde inanıyor. Bu yaş grubunda sosyalizme prim verenlerin oranı yüzde 13.
Eğilimler Cumhuriyetçilerle Demokratlar arasında da ciddi fark gösteriyor. Cumhuriyetçilerden bire karşı 11’i kapitalizmden yana tercih yaparken Demokratların yüzde 39’u kapitalizme, yüzde 30’u sosyalizme inanıyor. Kendini iki partiye bağlı hissetmeyenler arasında yüzde 48’lik kesim kapitalizmi, yüzde 21’lik kesim sosyalizmi istiyor.
Aralıkta yapılan ankette Amerikalıların yüzde 70’i serbet piyasa ekonomisine inanırken yüzde 15’i hükümetin ekenomiye müdahalesini istiyordu. Aynı ankette Amerikalıların üçte ikisi hükümet ile büyük şirketlerin müşteri ve yatırımcılara zarar verecek şekilde birlikte çalıştığı fikrindeydi. (Dış Haberler)

10 Nisan 2009 Cuma

Emekçiler, 1 Mayıs'ta tatil haklarını geri alıyor



Emekçilerin 1 Mayıs mücadelesi somut kazanımlar elde ediyor. Başbakan Erdoğan dün yaptığı açıklama da bakanlarına ''1 Mayıs'ın tatil olarak ilan edilmesi'' konusunda işçi konfederasyonlarıyla görüşmesi için talimat verdiğini söyledi. Böylece emekçiler 1 Mayıs konusunda hükümeti geri adım attırdı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin İstanbul İl Başkanlığı'nda, dün yaptığı açıklamada Üsküdar’daki evinde bir araya geldiği Bakanlarla çalışma hayatına, Sendikalar ve Toplu Sözleşme kanunlarına yönelik görüşmeler yaptığını belirtti. Erdoğan bu kapsamda 1 Mayıs’ın tatil edilmesi için talimat verdiğini belirterek, “şu anda özellikle her 1 Mayıs'ta gündeme gelen bir konu. Bununla ilgili de işçi barışına yönelik bir adımı geçen yıl bildiğiniz gibi atmıştık ve 1 Mayıs'ın tatil olarak ilan edilmesi noktasında yarın Bakanımız Türk-İş, Hak-İş ve DİSK ile bir araya gelecek. Bu konuda kendilerine bir talimat verdim. 'İşçi konfederasyonlarıyla da bu konuyu görüşün ve 1 Mayıs'ın tatil ilan edilmesiyle ilgili olarak konuyu kendileriyle de ayrıca müzakere edin' dedim. Bu konuda verilmiş olan bir talimatım var'' dedi.

Her yıl 1 Mayıs’ı zaten tatil eden emekçiler ise son iki yıldır Taksim Meydanı’nın emekçilere açılması konusunda ısrarlarını sürdürüyorlardı. Emekçilerin Taksim Meydanı ısrarı karşısında açmaza düşen hükümet, 1 Mayıs’ın tatil ederek geri adım atma hazırlığında. Ancak 1 Mayıs’ı tatil yapma konusunda geri adım atması beklenen hükümetin bunu sendikalarla yapılacak görüşmelerde pazarlık konusu haline getirmesi bekleniyor.

Geçtiğimiz günlerde DİSK yaptığı açıklamada 2009 1 Mayıs’ını Taksim Meydanı’nda kutlama konusunda kararlı olduklarını belirtmişti. Türk-İş ve Hak-İş konfederasyonları ise 1 Mayıs’ın kitlesel kutlanabilmesi gerektiğini belirterek Taksim Meydanı konusunda ısrarcı olmadıkları izlenimini vermişlerdi. 1 Mayıs’ı Taksim Meydanı’nda kutlama konusunda ısrarlı olan emekçiler ise, bu tavırlarından asla taviz vermeyeceklerini ve bu sene de ister tatil olarak ister tatil olmadan 1 Mayıs’ta Taksim Meydanı’nda olma konusunda kararlılıklarını sürdüreceklerini belirtiyor.

6 Nisan 2009 Pazartesi

NATO'YA VE EMYERYALİZME KARŞI SOKAKLARDAYDIK!


http://key.gen.tr/resimler/ekler/f53f8c6c730af6a_ek.jpg

NATO‘nun kuruluşunun 60. yılı nedeniyle Fransa‘da gerçekleşen ‘büyük buluşma‘ sokakta ‘emperyalizme ve Nato‘ya karşı başka bir dünya için‘ gerçekleşen büyük bir buluşma ile protesto edildi. Dünyanın her yerinde protestolar gerçekleştirilirken Gençlik Muhalefeti de ülkenin dört bir yanında NATO ve Emperyalizme karşı bağımsızlık ve özgürlük için mücadele çağrısında bulunarak sokağa çıktı.

4 Nisan öncesi haftayı ‘Emperyalizme Karşı Bağımsızlık İçin Mücadele Günleri‘ ilan eden Gençlik Muhalefeti bu kapsamda pek çok yerde fotoğraf sergisi, paneller, basın açıklaması ve eylemler gerçekleştirildi. Gençlik Muhalefeti mücadele sürecini ‘tarihi kendi yatağından 68‘in anti-emperyalist mücadelesi üzerinden yeniden kurmak için, şimdi anti-emperyalist mücadele bayrağını yükseltiyoruz‘ şiarıyla örgütlendi.

İKİ...ÜÇ...DAHA FAZLA...

FERMAN DA BİZİM SOKAKLAR DA...

ANKARA

http://key.gen.tr/resimler/ekler/0826819636026dd_ek.jpg

İSTANBUL

http://key.gen.tr/resimler/ekler/d3019b856147c17_ek.jpg

SİVAS

http://key.gen.tr/resimler/ekler/59f38463d487e9e_ek.jpg

ANTALYA

http://key.gen.tr/resimler/ekler/016e59c7ad8b1d7_ek.jpg

DENİZLİ

http://key.gen.tr/resimler/ekler/4d9e8007c9b41f5_ek.jpg

ANAMUR

http://key.gen.tr/resimler/ekler/966289037ad9846_ek.jpg

FRANSA

http://key.gen.tr/resimler/ekler/15a71a12769b056_ek.jpg


2 Nisan 2009 Perşembe

Etkinliklerimiz (4-5 Nisan)

4 Nisan Cumartesi günü savaş örgütü NATO'nun kuruluş yıldönümünde tüm dünya ile eş zamanlı olarak alanlardayız. Kadıköy'de yapılacak mitinge İzmit'ten arabalar kalkacaktır. Gebze'den ise tren ile gidilecektir. Bu konuda kesin bilgiler için e-posta adresinden bizimle irtibata geçilebilinir.


5 Nisan Pazar ise İzmit Gençlik Muhalefeti olarak Siyasal İslam, Liberalizm ve Gençlik Mücadelesi temalı bir söyleşi düzenliyoruz. Eğitim-Sen Kocaeli Şubesinde gerçekleşecek olan söyleşiye arkadaşımız yoldaşımız ve BirGün gazetesi siyaset sayfası editörü Barış İnce katılıyor. Etkinlik 5 nisan 2009 pazar saat 15'te gerçekleşecek.


İletişim: baskabirkou@gmail.com

23 Mart 2009 Pazartesi

Kola fabrikasından sosyalist komüne


Venezuela’da Karakas yakınlarındaki Libertador’un Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi’nden Belediye Başkanı Jorge Rodriguez, Coca-Cola’yla bir anlaşma imzalayarak bu şirketin elindeki arsayı aldı. Rodriguez, bu arsayı halk konutları inşa etmek için kullanacak.

Projenin gerçekleştirildiği bölge, civarın en yoksul semtlerinden birisi. 10 gün süren pazarlığın sonucunda Coca-Cola, belediyeye 1 hektarlık toprak vermeyi kabul etti. Bu arsaya 450 barınak inşa edilecek. 1992’den beri burada faaliyet gösteren ve 300 işçi çalıştıran Coca-Cola ise, 3-4 ay içerisinde aynı üretimi yapabileceği yeni bir fabrika inşa edilebilecek bir arsa bularak burayı terk edecek. Belediye, yeni yerin bulunmasında şirkete yardımcı olacak.

“Sosyalist komünler”, Chávez hükümetinin yakın zamanda aldığı bir kararla doğrudan hükümet desteği verdiği, Sosyalist Karakas planının bir parçası olan yeni tip yerel yerleşim projelerinin genel adı. Sosyalist Karakas planı çerçevesinde yerel yönetimlerle, hükümetin işbirliği içerisinde gerçekleştireceği projelerden 40 bin ailenin faydalanması planlanıyor.

Plana göre yerleşim bölgelerinde işçilere ait bir kolektif iş yeri, hükümetçe sübvanse edilen bir market, % 85 sübvanse edilen bir eczane, spor alanları, komün konsey binaları, toprak ve su komiteleri, kültürel atölyeler ve sosyal misyonlar yer alacak.

Planın ikinci aşamasında hükümet, yerleşim birimlerine Bolivarcı bir okul, bir kreş, bir rehabilitasyon merkezi, ortak bir yemekhane, bir jimnasyum, bir halk kütüphanesi, bir kooperatif okulu ve bir görsel-işitsel üretim merkezi kuracak.

Belediye Başkanı Rodriguez, Karakas’ın yeni sosyalist komünlerin örneklerini yaratacağından ümitli. Rodriguez, bu komünlerin eşitlik ve mutluluk getireceğini düşünüyor.

10 Mart 2009 Salı

MERSİN GENÇLİK MUHALEFETİNDEN TAYYİP'E KARŞILAMA!



8 Mart Pazar günü Mersin‘e gelerek seçim mitingi yapan Tayyip Erdoğan‘ı Mersin Gençlik Muhalefeti protesto ile karşıladı. Öğle saatlerinde Metropol miting alanında Tayyip Erdoğan‘ın konuşma yaptığı sırada, GENÇLİK MUHALEFETİ, ‘ZAM ZULÜM YOKSULLUK İŞTE AKP‘ yazılı pankart açıp sloganlarla ve ampul patlatarak, emekçinin, yoksulun düşmanı AKP‘yi protesto etti.

Tayyip Erdoğan protestoya ‘biz bunlara alışığız‘ diye yanıt verdi. Gençlik Muhalefeti Tayyip‘e yanıtını ise ülkenin dört bir yanında vermeye devam edecek.

Polis müdahalesi ile eylem sona ererken, göz altına alınan arkadaşlarımız ifadelerin alınmasının ardından serbest kaldı.

AKINTIYA KARŞI YÜRÜYORUZ, GELECEĞİMİZ İÇİN FERMAN YAZIYORUZ

DURMAYACAĞIZ, DURAKSAMAYACAĞIZ, DURDURAMAYACAKLAR !

FERMAN DA BİZİM SOKAKLAR DA !


MERSİN GENÇLİK MUHALEFETİ

24 Şubat 2009 Salı

Gebze'de Söyleşi



resmi büyütmek için resme tıklayın..

Gebze Gençlik Muhalefeti: Bu Kavgada Bizde Varız!


Eşitlikçi ve özgürlükçü gençlik muhalefetinin ülke çapında örgütlenmesine bir adımda Gebze’den diyerek coşkulu bir merhaba iletiyoruz sizlere,

Bizler için hayli uzun bir gençlik çalışması kararından sonra yetirince kısa bir sürede ‘Gençlik Muhalefeti’ örgütlenmesine katılma kararının alındığını bildirmek istiyoruz. Gebze’yi anlatmaya kalksak baya uzun zamanınızı alırız aslına bakarsanız. Fakat işçi, işşiz, liseli, üniversiteli ve işçi öğrenci gençlik tanımlarının hepsini içinde barındıran bir havza olduğunu söylemeliyiz. Ülkemiz küresel bir krizle yıkıma uğrarken gebze’de bu yıkımdan payına düşenden fazlasını alıyor aslında.

Gençlik artık bir geleceğinin olmadığı olmayacağı konusunda kaygılar yaşıyor başeğdirilmeye çalışıyor ve herşey burda başlıyor aslında, isyanımız burda dilleniyor. İsyanımız başka bir dünya , başka bir türkiye ve yerelde kendimize bakarsak başka bir gebze için büyüyor ve aslında geleceğimizi yok edenlerin başeğdirmeye çalışmalarına karşı geleceğimize istiyoruz diye haykırıyoruz.

Bize dayatılanlar karşısında yeni bir gelecek kurmaya ve o geleceğe sahip çıkma derdindeyiz her birimiz. Gençlik muhalefeti kararı alınırken soru işaretleri taşıyordu bazılarımız gözlerinde ama alanda aynı şeyi söylerken aynı istekleri konuşur ve duyururken, isyanlarımız birbirine karıştığında pekte farksız olmadığının farkına varmışken yanında olmadığımız bir çalışmanın yeterince karşısında sayılıyorduk aslında. Bu zamana kadar susmuş olmanın verdiği bir haykırışla yola çıktık. Bizler zorlu bir bölge için iyi şeyler yapmanın kolay olmadığını biliyoruz. Ama kendimize güveniyor yıkılmayacak duvarlar örüyor,köprüler kuruyoruz birbirimizin hayallerine ve geleceğimize dair. Umut ediyor ve inanıyoruz ki burdan biz, farklı bölgelerden farklı adımlar yürüyecek ve büyüyeceğiz sesimiz sesinize karışacak ortak isyanlar yeri göğü parçalayacak ve gün doğduğunda bizler kendi rengimizi vermiş olacağız gökyüzüne.



Bir haykırış

Bu bir yıkılış

Yer yerinden oynuyor

Yüreklerimizin isyanından

Nefes aldırmıyor

Arkasına saklandığımı anladığında hayat

Düşmüyor gecenin rengi

İsyan taşıyan kızıllığına ruhumun

Haykır diyor hayat haykır

Sığınma bana

Yarı yolda bırakırım seni

Ben senden daha korkağım

İsyan edemiyorum beni hoyratça tüketenlere

Haykır diyor HAYAT

Benim yerime...

18 Şubat 2009 Çarşamba

EŞİTLİKÇİ VE ÖZGÜRLÜKÇÜ GENÇLİK MUHALEFETİNİ ÜLKE ÇAPINDA ÖRGÜTLEMEK İÇİN BİR ADIM DAHA!


BİR ADIM DAHA broşürü, bugüne kadar hareketimizin yürüttüğü eşitlik ve özgürlük mücadelesinin ortaya çıkarttığı deneylerden ve birikimlerden yola çıkarak eşitlikçi ve özgürlükçü bir gençlik muhalefetinin, militan, merkezi örgütlülüğünün güncel siyasal ihtiyacı karşılayacak bir şekilde bir adım daha ileri taşınmasını hedeflemektedir. Bu aynı zamanda böylesi bir mücadele sürecini birlikte örgütleme çağrısıdır. Gençliğin ortak, bütünlüklü ve merkezi bir mücadele yürütme süreci elbette bir çağrıyla ya da var olan örgütlerin yan yana getirilmesi ile başarılabilecek bir şey değildir. Bunun başarılabilmesi ancak ideolojik-politik mücadelenin sürekliğinin sağlanması ve bu yöndeki mücadelenin hayatın her alanına taşınması ile mümkün olacaktır.