Ursula K. Le Guin’in Mülksüzler (The Dispossessed, 1974) kitabını okuduğumda çok etkilenmiş, mülkiyetin, işbölümünün ortadan kalktığı, insani tüm ilişkilerin (kadın-erkek, anne/baba-çocuk) yeniden tanımlandığı yepyeni bir dünyayı tasvir eden bu ütopyanın içinde kaybolmuştum. Seattle’da başlayıp Dünya Sosyal Forumu ile kurumsallık da kazanan küreselleşme karşıtı hareketin ana sloganı: “Başka Bir Dünya Mümkün” idi, işte tam da bu ütopyada, o başka dünyanın tutamakları vardı. Geçtiğimiz haftasonu İtalya’nın Toscana bölgesinde bir komüne misafir oldum, gördüklerimi, komünün işleyişini sizlerle paylaşmak istiyorum.
68 kuşağının, Avrupa’da sessiz bir kültürel devrime sebep olduğu söylenir. Hem Mülksüzler romanı hem de bahsedeceğim komün tecrübesi (ve Avrupa’da halen pek çoğu bulunan onlarcası) bu kültürel ve politik iklimin sonucunda ortaya çıkmışlar. 1979 yılında, 14 genç insan, 11 çocukları ile varlarını yoklarını satarak, birleştirdikleri para ile Siena’nın yakınlarında bir arazi satın alıp, orada başka bir yaşamı kurmaya girişiyorlar.
Komünün ilk gününden beri yürürlükte olan belli başlı prensipleri var. Bunlardan ilki komün içi yaşantıda bir otoritenin/hiyerarşinin yer almaması. Yaşa, komün tecrübesine ya da bir seçime göre iktidar tanımlanmıyor. İkincisi tüm kararların konsensüs ile alınması, ortaklaşmadan karar uygulanmıyor. Üçüncüsü ise, komün içinde hiçbir mülkün birisine ait olmaması, her mülk herkesin ortak mülkiyeti.
Komünde küçücük çocuklar dahil, her bireyin odası mevcut, evli/sevgili çiftlerin de ayrı odaları var, zira ilişkinin bitme olasılığına karşı bireyleri ve komünle ilişkilerini korumak için, bireye de ayrıca yaşam alanı yaratmak için böyle bir karar vermişler.
Komünde yaşayan 18 yetişkinden 10’u dışarıda, sekizi ise komün içinde çalışıyor. Örneğin bizimle ilgilenen Alfredo, 20 yıllık bir öğretmen. Komün içinde çalışan kişilerin belli sorumlulukları var, kimisi hayvanlardan, kimisi de tarım ya da komün içi atölye işlerinden sorumlu. Dışarıda çalışanlar ise belli bir sıra ile tüm bu işlere yardımcı oluyorlar, işbölümünü ortadan kaldırmak için herkesin her işle ilgilenmesi sağlanıyor, temizlik, yemek yapma, süt sağma vb. işler belli bir sıra ile yapılıyor, bunlar belirlenirken de herkes kolektif bir bilinçle hareket ediyor ve kimse kimseye görevini/sorumluluğunu hatırlatmıyor.
Komünün sahip olduğu çiftlik hayvanları et ve süt ihtiyacını karşılıyor, buna ek olarak kendi şaraplarını da kendileri üretiyorlar. Öte yandan, 3.2 hektarlık arazilerinde yaptıkları ekolojik üretimle de komün ekonomisine katkıda bulunuyorlar. Küresel ekolojik köy ağının da üyesi olan komünde (http://www.gen.ecovillage.org/) üretilen ürünler bir aracıya ve süpermarkete satılmadan, doğrudan komüne gelenlere satılıyor. Bal üretimi için arazinin bir kısmında arı yetiştiriyorlar.
Mülk ortak
Peki ama dışarıda çalışanların maaşları ne oluyor? Komünde mülk/para/banka cüzdanı yok, dolayısıyla herkes maaşını komün bütçesine vermekle yükümlü, bu bütçeden her bireye aylık 165 avro cep harçlığı veriliyor. Peki ama yazın tatile gitmek isterse birisi diye sorduğumda, her bireyin 900 avroluk bir tatil bütçesine sahip olduğu ve yılda bir ay tatil yapma izni olduğunu söylüyorlar. Komünün sahip olduğu traktörler, bilgisayarlar, arabalar herkesin ortak mülkü, isteyen kullanabiliyor.
Geçen ay itibarıyla büyük bir yatırım yaparak, güneş enerjisinden elektrik üreten sistemi kurmuşlar, 40 bin avroya malolan sistemin, 10 yıl içinde maliyetini çıkaracağını hesaplamışlar, hem doğayla barışık hem de dışardan bağımsızlaştırıcı bir adım.
Komünde doğup büyüyen çocukların aileleri ile ilişkileri klasik ailelerde olduğu gibi değil. Çocuk, biyolojik annesini, babasını bilmekle birlikte herkes kendisinden sorumlu ve çocuklara dair kararlar (son söz anne/babanın olması kaydıyla) ortaklaşa alınıyor. Tahmin edileceği üzere komünde yaşayan çocuklar, gerçek yaşam içinde zorluk çekiyorlar ama yetişkinler onları sahip oldukları değerleri (paylaşım, sorumluluk, dayanışma) yaymak konusunda cesaretlendiriyor.
Alfredo asıl özeni, ortak yaşam alanlarına gösterdiklerini söyledi, koskocaman bir mutfak, ağaçlarla dolu bahçeleri ve avluları, büyükçe bir müzik ve dans salonları var. Başka başka diyarların danslarını öğreniyorlarmış, ben gittiğimde tahtada “Turchia: Kara Uzum Habbesi” vardı. Balkanlar ve Türkiye danslarına başlamışlar bu dönem.
Bütün bu sohbet ve gezi boyunca kendimi başka bir dünyada hissettim, açan papatyaların, güzel bahar güneşinin ve de komünistlerin tebessümleri ile mülksüz bir dünyada Ursula’nın Anarres’ini hatırladım. Türkiye’nin uzaklarında bir yerde Şeyh Bedreddin’in yüzlerce yıl önce söylediği sözler gerçek olmuş:
‘yarin yanağından gayrı , her yerde, her şeyde, hep beraber’.
(12 Nisan 2009 tarihli Radikal 2'de yayınlandı)
68 kuşağının, Avrupa’da sessiz bir kültürel devrime sebep olduğu söylenir. Hem Mülksüzler romanı hem de bahsedeceğim komün tecrübesi (ve Avrupa’da halen pek çoğu bulunan onlarcası) bu kültürel ve politik iklimin sonucunda ortaya çıkmışlar. 1979 yılında, 14 genç insan, 11 çocukları ile varlarını yoklarını satarak, birleştirdikleri para ile Siena’nın yakınlarında bir arazi satın alıp, orada başka bir yaşamı kurmaya girişiyorlar.
Komünün ilk gününden beri yürürlükte olan belli başlı prensipleri var. Bunlardan ilki komün içi yaşantıda bir otoritenin/hiyerarşinin yer almaması. Yaşa, komün tecrübesine ya da bir seçime göre iktidar tanımlanmıyor. İkincisi tüm kararların konsensüs ile alınması, ortaklaşmadan karar uygulanmıyor. Üçüncüsü ise, komün içinde hiçbir mülkün birisine ait olmaması, her mülk herkesin ortak mülkiyeti.
Komünde küçücük çocuklar dahil, her bireyin odası mevcut, evli/sevgili çiftlerin de ayrı odaları var, zira ilişkinin bitme olasılığına karşı bireyleri ve komünle ilişkilerini korumak için, bireye de ayrıca yaşam alanı yaratmak için böyle bir karar vermişler.
Komünde yaşayan 18 yetişkinden 10’u dışarıda, sekizi ise komün içinde çalışıyor. Örneğin bizimle ilgilenen Alfredo, 20 yıllık bir öğretmen. Komün içinde çalışan kişilerin belli sorumlulukları var, kimisi hayvanlardan, kimisi de tarım ya da komün içi atölye işlerinden sorumlu. Dışarıda çalışanlar ise belli bir sıra ile tüm bu işlere yardımcı oluyorlar, işbölümünü ortadan kaldırmak için herkesin her işle ilgilenmesi sağlanıyor, temizlik, yemek yapma, süt sağma vb. işler belli bir sıra ile yapılıyor, bunlar belirlenirken de herkes kolektif bir bilinçle hareket ediyor ve kimse kimseye görevini/sorumluluğunu hatırlatmıyor.
Komünün sahip olduğu çiftlik hayvanları et ve süt ihtiyacını karşılıyor, buna ek olarak kendi şaraplarını da kendileri üretiyorlar. Öte yandan, 3.2 hektarlık arazilerinde yaptıkları ekolojik üretimle de komün ekonomisine katkıda bulunuyorlar. Küresel ekolojik köy ağının da üyesi olan komünde (http://www.gen.ecovillage.org/) üretilen ürünler bir aracıya ve süpermarkete satılmadan, doğrudan komüne gelenlere satılıyor. Bal üretimi için arazinin bir kısmında arı yetiştiriyorlar.
Mülk ortak
Peki ama dışarıda çalışanların maaşları ne oluyor? Komünde mülk/para/banka cüzdanı yok, dolayısıyla herkes maaşını komün bütçesine vermekle yükümlü, bu bütçeden her bireye aylık 165 avro cep harçlığı veriliyor. Peki ama yazın tatile gitmek isterse birisi diye sorduğumda, her bireyin 900 avroluk bir tatil bütçesine sahip olduğu ve yılda bir ay tatil yapma izni olduğunu söylüyorlar. Komünün sahip olduğu traktörler, bilgisayarlar, arabalar herkesin ortak mülkü, isteyen kullanabiliyor.
Geçen ay itibarıyla büyük bir yatırım yaparak, güneş enerjisinden elektrik üreten sistemi kurmuşlar, 40 bin avroya malolan sistemin, 10 yıl içinde maliyetini çıkaracağını hesaplamışlar, hem doğayla barışık hem de dışardan bağımsızlaştırıcı bir adım.
Komünde doğup büyüyen çocukların aileleri ile ilişkileri klasik ailelerde olduğu gibi değil. Çocuk, biyolojik annesini, babasını bilmekle birlikte herkes kendisinden sorumlu ve çocuklara dair kararlar (son söz anne/babanın olması kaydıyla) ortaklaşa alınıyor. Tahmin edileceği üzere komünde yaşayan çocuklar, gerçek yaşam içinde zorluk çekiyorlar ama yetişkinler onları sahip oldukları değerleri (paylaşım, sorumluluk, dayanışma) yaymak konusunda cesaretlendiriyor.
Alfredo asıl özeni, ortak yaşam alanlarına gösterdiklerini söyledi, koskocaman bir mutfak, ağaçlarla dolu bahçeleri ve avluları, büyükçe bir müzik ve dans salonları var. Başka başka diyarların danslarını öğreniyorlarmış, ben gittiğimde tahtada “Turchia: Kara Uzum Habbesi” vardı. Balkanlar ve Türkiye danslarına başlamışlar bu dönem.
Bütün bu sohbet ve gezi boyunca kendimi başka bir dünyada hissettim, açan papatyaların, güzel bahar güneşinin ve de komünistlerin tebessümleri ile mülksüz bir dünyada Ursula’nın Anarres’ini hatırladım. Türkiye’nin uzaklarında bir yerde Şeyh Bedreddin’in yüzlerce yıl önce söylediği sözler gerçek olmuş:
‘yarin yanağından gayrı , her yerde, her şeyde, hep beraber’.
(12 Nisan 2009 tarihli Radikal 2'de yayınlandı)
| Yazar | : | Emrah Altındiş |
