FİLİSTİN’DE DÜŞENE, DÖVÜŞENE BİN SELAM!
Yüzyıllardır savaşın akıttığı kanla sulanmış olan Ortadoğu toprakları, savaşın başka bir perdesiyle yine sahnede.
Operasyonların hedefini Hamas olarak göstererek saldırılarını meşrulaştırmaya çalışan İsrail, bombalarını masum Filistin halkı üzerine yağdırmaktadır. Evleri, okulları, hastaneleri bombalayarak yüzlerce yaşlı, çocuk ve kadını öldürmektedir. Özellikle çocuk hastanesinin ve Birleşmiş Milletler sığınaklarının bombalanması katliamın boyutunu daha net göstermektedir.
Binlerce Gazze’li insan bir açık hava hapishanesinde, İsrail toplarının gölgesinde, hiç bir yardıma ulaşamadan yaşam mücadelesi vermektedir. Ve dünya gözlerini – kulaklarını kapatmış, bu katliamı görmezden gelmektedir. Bunun da sebebi her kriz döneminde olduğu gibi savaş tüccarlarının bir savaşı daha kar kapısı olarak görmesidir. Her öldürülen Filistinli başına savaş tacirlerinin kasaları biraz daha dolmaktadır. Büyük Ortadoğu Projesi’nin baş mimarı olan ABD diğer emperyalist güçlerle birlikte yapılan bu savaş ticaretinin başını çekmektedir.
Filistin‘de yaşananlar, emperyalistlerin dünya halkları üzerinde uyguladığı baskı ve zulmün en açık örneğidir! Emperyalizm bugün kendi çıkarları doğrultusunda savaşlar çıkarmaktan çekinmemekte, savaşta ölen sivillerin kanlarını ve geride kalanların gözyaşlarını paraya çevirmeyi bir saniye olsun düşünmeden uygulamaktadır.
Bu sadece bir dinin mensuplarına ve bir ırka yönelik değil tüm insanlığa yapılmış olan bir saldırıdır! Bu yüzden katliama yönelik verilecek tepkiler "Halkların Kardeşliği" temelinde ve her türlü gericiliği dışlar şekilde olmalıdır.
Siyonizm belası insanlık için büyük bir beladır. Ona karşı mücadele etmek halkının yanında olan herkes için birer görevdir. İşte bu noktada sadece Siyonizme karşı olmak yeterli değildir. Biz üniversite öğrencileri olarak her türlü dinsel sömürüye karşıyız.
Türkiye’de ise süreç çok daha kara bir tablo çiziyor. Ne bugüne kadar gelmiş hükümetlerin ne de AKP hükümetinin lafazanlıktan öte bir hamlesi olmamıştır. AKP iktidarı bu saldırılar karşısında sadece İsrail’le görüşmelerin kesildiğini açıklamakla yetinmiştir. Oysa bugüne kadar "terörle mücadele" adına İsrail ile hükümet silah pazarlığında anlaşmalar yapıp, İsrail‘den milyonlarca dolarlık silah alımı gerçekleştirmiştir. İsrail ordusunun Türkiye‘de tatbikat yapmasına izin vermiştir. Ayrıca İsrail‘in Gazze saldırıları sonucu Arap coğrafyasında oluşan tepkiyi yatıştırmak için barış turlarına çıkmıştır.
Sadece AKP hükümeti de değil. Yıllardır bu ülkeyi açıktan ya da gizlice yönetenler ABD’nin kol-kanat çıktığı İsrail’le sıcak ilişkiler içinde olmuştur. Milliyetçi, dinci gerici, statükocu görüşler; halkı kandırmak için ‘Katil İsrail’ derken bir yandan da iktidarda oldukları sürelerde ya karşı ses çıkarmayarak ya da doğrudan İsrail vahşetini destekleyerek yapılan katliamlara ortak olmuş, ikili ve sahte bir tavır ortaya koymuşlardır.
Erbakan’ın iktidar yılları da hafızamızdadır. Onlar bugün İsrail vahşetine karşı ses çıkaradursunlar biz, 22 Şubat 1996’daki Askeri Eğitim İşbirliği Anlaşması ve 28 Ağustos 1996’daki Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşması’nın yanına karşılıklı yatırımları teşvik etmeye yönelik dört ayrı ekonomik anlaşmayı da koyup, “asker zorladı, ben istemedim” yalanlarını yutmayız. Şimdi basına ve kamuoyuna duyururuz ki, Erbakan ve türdeşlerinin bugünkü söylemlerinin bir kıymeti bulunmamaktadır.
Türkiye de bir savaş içindedir. Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözülebileceğini görmeyen ya da görmek istemeyen Türkiye’nin egemenleri savaşın durması için herhangi bir hamle yapmak bir yana savaşın sürmesi için elinden geleni yapmaya devam etmektedir. Bugün Filistin’deki savaşa rahatça dur diyebilenler Türkiye’deki savaşa da dur diyebilmelidirler. Yıllardır Kürt halkının anadilini özgürce kullanmak, kendi kültürünü özgürce sürdürebilmek gibi basit isteklerini reddeden Türkiye oligarşisi sorunun çözümü yolundaki en büyük engeldir. Kürt sorunu demokratik ve barışçıl bir politika ile çözülmelidir.
Şimdi önüne gelen herkesi çocuk, kadın, yaşlı demeden öldüren İsrail devletini ve işbirlikçilerini izleme günü değildir. Şimdi herkes bu savaşın durması için elinden geleni yapmalıdır.
Şimdi Filistin’de, Türkiye’de veya dünyanın herhangi bir yerinde tüm savaşların son bulmasının tek yolu vardır. Bu yol halkların kendi güçlü kollarına güvenmesinden başka bir yol değildir. Eğer dünya halkları birlik olursa ve isterse bu düzenin sonucu olan kirli savaşlara son diyebilir. Ezilen halklar için verilecek tek savaş vardır o da insanlığın sömürüsüz dünya yaratma düşünün savaşıdır.
Şimdi Filistin’de düşene, dövüşene bin selam olsun! Katil İsrail’e karşı direnen Filistin halkı mücadelesinde yalnız değildir. Duygularımız onlarla birliktedir. Direnen kazanır!
ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİ
